Efendimiz'den (s.a.v) Veda Hutbesi

 

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahîm

EY İNSANLAR!
Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.

ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.

İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

KENT FM FAN KLÜPTE

AKSARAY'DA NAMAZ

Ziyaretçi Defteri
Görüntülenen: 1 - 30 / 14840 Ben de yazmak istiyorum
İsim Mesaj
mustafa
s.a ben mustafa sen kimsin lan isimsiz sen kimsinde beni hayat rehberinden silecen git savcılığa vermezsen babayın anasına şikayet et ama şunu bilki ben bu günden sonra rahat durmayacam sümeyye olan yada isim deyiştirerek ben buraya yazı yazmadım adam akıllı ol aklını alırım ama sen isimsiz sümeyye geylaniysen ki o sun bana hep hasta diyen oydu yaktım seni anasını ne biliyim ne yaptığım yarın ben savcılığa dilekçe verecem dilekçemi hazırladım bu radyo kentin sitesinide kapatacam şunuda söyleyim radyo yusuf abi hariç çoluk çocuğa kaldı benim arkamda kimse olmasın allahım var o bana yeter ve ama bu isimsiz kim olduğunu bulursam anasından girecem kendisinden çıkacam ben hasta olmuş olsaydım 7 yıl proğram yapmazdım ve 7 yıl içerisinde hasta deyildim adam akıllı proğram aktarıyodum da şimdimi hasta oldu bu isimsiz kişiyi varya ben olsam bi bulsam varya anında bu dünyada soluğunu kesecem haaaa şunuda söyleyim lokman bey lütfen bu ziyaretci defterinizi konturol edin sizden başka kimse bu siteyi konturol edemez ve ip adresini bulmasına hakkı yoktur isimsiz yarından sonra kendine bi mezar ayarla ben bu konuda ciddiyim hemde çok ciddi.ama yine söylüyorum ben sümeyye deyipte beni savunan o.çocuğunu tanımıyorum kimse beni savunmasın.bide meyva veren ağaç taşlanırmış sizde taşlayın bakalım benim kuyumu kazmaya devam edin bakalım ahiretini kurtarabilecekmisin isimsiz kahpe kahraman.....?
 
mustafa
s.a ben mustafa sen kimsin lan isimsiz sen kimsinde beni hayat rehberinden silecen git savcılığa vermezsen babayın anasına şikayet et ama şunu bilki ben bu günden sonra rahat durmayacam sümeyye olan yada isim deyiştirerek ben buraya yazı yazmadım adam akıllı ol aklını alırım ama sen isimsiz sümeyye geylaniysen ki o sun bana hep hasta diyen oydu yaktım seni anasını ne biliyim ne yaptığım yarın ben savcılığa dilekçe verecem dilekçemi hazırladım bu radyo kentin sitesinide kapatacam şunuda söyleyim radyo yusuf abi hariç çoluk çocuğa kaldı benim arkamda kimse olmasın allahım var o bana yeter ve ama bu isimsiz kim olduğunu bulursam anasından girecem kendisinden çıkacam ben hasta olmuş olsaydım 7 yıl proğram yapmazdım ve 7 yıl içerisinde hasta deyildim adam akıllı proğram aktarıyodum da şimdimi hasta oldu bu isimsiz kişiyi varya ben olsam bi bulsam varya anında bu dünyada soluğunu kesecem haaaa şunuda söyleyim lokman bey lütfen bu ziyaretci defterinizi konturol edin sizden başka kimse bu siteyi konturol edemez ve ip adresini bulmasına hakkı yoktur isimsiz yarından sonra kendine bi mezar ayarla ben bu konuda ciddiyim hemde çok ciddi.ama yine söylüyorum ben sümeyye deyipte beni savunan o.çocuğunu tanımıyorum kimse beni savunmasın.bide meyva veren ağaç taşlanırmış sizde taşlayın bakalım benim kuyumu kazmaya devam edin bakalım ahiretini kurtarabilecekmisin isimsiz kahpe kahraman.....?
 
mustafa
s.a ben mustafa sen kimsin lan isimsiz sen kimsinde beni hayat rehberinden silecen git savcılığa vermezsen babayın anasına şikayet et ama şunu bilki ben bu günden sonra rahat durmayacam sümeyye olan yada isim deyiştirerek ben buraya yazı yazmadım adam akıllı ol aklını alırım ama sen isimsiz sümeyye geylaniysen ki o sun bana hep hasta diyen oydu yaktım seni anasını ne biliyim ne yaptığım yarın ben savcılığa dilekçe verecem dilekçemi hazırladım bu radyo kentin sitesinide kapatacam şunuda söyleyim radyo yusuf abi hariç çoluk çocuğa kaldı benim arkamda kimse olmasın allahım var o bana yeter ve ama bu isimsiz kim olduğunu bulursam anasından girecem kendisinden çıkacam ben hasta olmuş olsaydım 7 yıl proğram yapmazdım ve 7 yıl içerisinde hasta deyildim adam akıllı proğram aktarıyodum da şimdimi hasta oldu bu isimsiz kişiyi varya ben olsam bi bulsam varya anında bu dünyada soluğunu kesecem haaaa şunuda söyleyim lokman bey lütfen bu ziyaretci defterinizi konturol edin sizden başka kimse bu siteyi konturol edemez ve ip adresini bulmasına hakkı yoktur isimsiz yarından sonra kendine bi mezar ayarla ben bu konuda ciddiyim hemde çok ciddi.ama yine söylüyorum ben sümeyye deyipte beni savunan o.çocuğunu tanımıyorum kimse beni savunmasın.bide meyva veren ağaç taşlanırmış sizde taşlayın bakalım benim kuyumu kazmaya devam edin bakalım ahiretini kurtarabilecekmisin isimsiz kahpe kahraman.....?
 
mustafa
s.a ben mustafa sen kimsin lan isimsiz sen kimsinde beni hayat rehberinden silecen git savcılığa vermezsen babayın anasına şikayet et ama şunu bilki ben bu günden sonra rahat durmayacam sümeyye olan yada isim deyiştirerek ben buraya yazı yazmadım adam akıllı ol aklını alırım ama sen isimsiz sümeyye geylaniysen ki o sun bana hep hasta diyen oydu yaktım seni anasını ne biliyim ne yaptığım yarın ben savcılığa dilekçe verecem dilekçemi hazırladım bu radyo kentin sitesinide kapatacam şunuda söyleyim radyo yusuf abi hariç çoluk çocuğa kaldı benim arkamda kimse olmasın allahım var o bana yeter ve ama bu isimsiz kim olduğunu bulursam anasından girecem kendisinden çıkacam ben hasta olmuş olsaydım 7 yıl proğram yapmazdım ve 7 yıl içerisinde hasta deyildim adam akıllı proğram aktarıyodum da şimdimi hasta oldu bu isimsiz kişiyi varya ben olsam bi bulsam varya anında bu dünyada soluğunu kesecem haaaa şunuda söyleyim lokman bey lütfen bu ziyaretci defterinizi konturol edin sizden başka kimse bu siteyi konturol edemez ve ip adresini bulmasına hakkı yoktur isimsiz yarından sonra kendine bi mezar ayarla ben bu konuda ciddiyim hemde çok ciddi.ama yine söylüyorum ben sümeyye deyipte beni savunan o.çocuğunu tanımıyorum kimse beni savunmasın.bide meyva veren ağaç taşlanırmış sizde taşlayın bakalım benim kuyumu kazmaya devam edin bakalım ahiretini kurtarabilecekmisin isimsiz kahpe kahraman.....?
 
MAHMUT
selamın aleyküm ya lokman abi ömür nerde sesini duyyoz reklamda kendi yok çocugun ayrıldımı
 
GÖKHAN
(GERİZEKALILAR BURDA BURANIN HAVASI BOZULMUŞ) bunu yazan bi arkadaşımız yani İSİMSİZ diye geçiyor rica etsem kendisinden böyle birşey yazmaya neden gerek duydu ve kelimelerinden anlaşılıyorki tek kişi değil bir çok kişiye hitap ettiğin açık ("Mümin dil uzatıcı değildir, lânet okuyucu değildir, kötü iş yapan değildir, kötü söz söyleyen değildir."Wink("Ümmetimden gerçek müflis şudur: Kıyamet gününde namazını, orucunu ve zekâtını getirir. Bu arada başkasına sövmesi, zina iftirasında bulunması, kan dökmesi ve başkasını dövmesi ile ilgili kötü amelleri gelir. Bunlara karşılık iyi amelleri (hasenâtı) verilir ve borçları (kul hakları) bitmeden iyi amelleri tükenir. Alacaklıların hataları kendisine yükletilir ve ateşe atılır."Wink İŞTE ARKADAŞLAR LÜTFEN SUKUNET İÇİNDE OLALIM.
 
GÖKHAN
selam herkese hayırlı cumalar şöyle bakıyorum yazılan notlara çok üzülüyorum bakın şimdi yeşil bir ağaç vardır ona nekadar ilgiyle bakarsanız ondan faydalanırsınız. ama faydasız ve anlaşılmayan fani şeylerle uğraşılırsa insanın ne ağaca nede kendi hayatına suyun can verdiği kadar can veremez vede asla ağacın yeşeren yaprağını tekrar yeşertemez. hani insan kendi aklıyla kendi fikriyle doğru olduğunu emin olduğu an zemine sağlam basa bilmeli başkalrınında fikrine ihtiyaç duyulsa bile yanlışa yönelmemelidir. bile bilede yeşeren ağaca olmaması gereken gübreyi atmamak lazım...
 
Gülçin
ÖMÜR nerde artık çıkmıyormu radyoya ya nerde ömür ya radyoda tat tuz kalmamış biri bana ömüre nasıl ulaşacagımı söyleyebilirmi
 
Mustafa ülgen
hayırlı cumalar
 
HACER
14 gunum kaldi dogum yapacam allah rizasi icin dua edin oglum olacak buguzel duyguyu allah herkese nasip etsin insallah\
 
bahadır
Kardeşim çok güzel yayın.ayrıca istek ilahi için teşekkürler.. ortak ben Smile
 
meral
şu anda yapılan duayı kim yapıyor ???
 
rıfkı
iyi yayınlar cok güzel bir proğram devamını dilerim....
 
YASEMİN
SAYIN KENT FM YETKİLİLERİ ARTIK BAL REKLAMI YAPMASANIZ. REKLAMLARINIZ ÇOK UZUN. DİNLE DİNLE BİTMİYOR. HELE BAL REKLAMINIZ O KADAR UZUNKİ İNSANI BIKTIRIYOR .
 
urkuş
Bu Dunya Fani Dunya
Dünya imtihan yeridir. İmtihan deyince hastalık, fakirlik, ölüm gibi acı şeyler akla gelir.

Fakat imtihan sadece bunlar değildir. İnsan, sıhhat, zenginlik ve rahatlık ile de imtihan edilir.

Hayır ya da ser, her şeyin içinde imtihan vardır.

İnsanin dünya hayatında yasadığı büyük imtihan Yüce Allah’a kulluk ve dostluk imtihanıdır

Bunun için melekler ve cinler yaratılmıştır, peygamberler gönderilmiştir

İçimize nefis, karşımıza şeytan, önümüze helal ve haramlar konulmuştur

Sonra bütün bunların arasında bir tercih yapmamız istenmiştir.

Önüne gelen her iste Allah rızasını seçenler, Hak katında en akıllı, en kazançlı ve en sevgili kullardır

İşlerinde haramı ve şeytanın tarafını seçenler, gerçekte en akılsız, en zararlı ve en sevimsiz kullardır

Bazen hayrı, bazen haramı seçenler ise Onların kalbi hastadır, gönül huzuru yoktur.

Ta ki tövbe edip haramlardan kurtulana kadar.

İlk insanla imtihan başlamıştır, son insana kadar devam edecektir.


Peygamberler dahil, bütün mükellef insanlar bu imtihan bir şekilde yaşıyorlar ve sonucunu yarın Kıyamet Gününde Allah cc verecekler.

Bundan kaçmanın ve kurtulmanın imkanı yoktur. En iyisi gönül hoşluğu ile güzel olana katılmaktır.

Peygamberlerin niçin acı ve hastalık çektikleri, insanlar tarafından hakaret gördükleri, yalnızlığa itildikleri, yurtlarından çıkarıldıkları, taslandıkları, aç kaldıkları doğru anlaşılmazsa, insan vesvese ve fitneye düşer

Halbuki bütün bunlarda pek çok hikmetler ve büyük ibretler vardır.

Bütün peygamberler, iman ve ahlâkta örnektirler.


Yaradılışları tertemiz, kalpleri ilâhi ask ve edeple doludur.

Onlar, her halleri ile ilâhi ahlâki temsil eder. İste onlardaki bu güzel hallerin ve yüksek ahlâkin gözükmesi için bir sebep gerekir.

Aydınlığın tanınması için karanlığın lazım olduğu gibi. İnsandaki sabır ve sebat etmenin seviyesi de acı ve zor zamanlarda belli olur.

Edep, edepsiz insanlarla anlaşılır. Mertlik ve adalet, düşmanlarla ortaya çıkar


Takdire rıza hali, afet, dert, hastalık ve çeşitli olaylarla kendini gösterir. Allah’a teslimiyet zor ve dar anlarda anlaşılır.

Kısaca, ateşte yanmadan, altın cevheri ortaya çıkmaz


Bunun için Allah u Teâlâ, Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz’ in şerefli kalbindeki iman ve ilâhi askı ortaya çıkarmak için O’nu en ağır ve acı imtihanlara tabi tutmuştur


Sıkıntı ateşleri içine salarak gönlündeki saklı sevgiyi, merhameti, sabrı, azmi, edebi,ahde vefayı,önderlerine bağlılığı ve diğer güzel halleri ortaya çıkarmıştır.

Böylece Efendimiz s.a.v. Allah’a dostluk yolunda insanlara örnek olmuştur.

Bu yolun ne kadar kıymetli ve tatlı olduğunu çektiği çilelerle göstermiştir.

İlahi aşkın insana neler yaptıracağını, en şiddetli sıkıntı ve zorluklara gönül hoşluğu ile sabrederek ispat etmiştir.

O’nun günlerce açlık çekmesi, kavmi tarafından terk edilip yalnız bırakılması, hiç hak etmediği hakaretleri görmesi, taslanması, hasta olması, yakınlarının ölüm acısını tatması, savaşlarda yaralanması, sevdiklerini şehit vermesi; evet bütün bunlar az önce belirttiğimiz hikmetler içindir.

Allah Resulü Efendimiz, bunca sıkıntılar yanında, yerlerde ve göklerde hiç kimseye nasip olmayan bir heybet, izzet, şeref, itibar, sevgi, hürmet, iltifat, zafer ve devlete de ulaştırılmıştır.

O, bunca nimetler içindeki imtihanı da en mükemmel şekilde vermiştir.

Acılara sabrederek, güzelliklere şükrederek, her iki halde de büyük bir tevazu ve edebe bürünerek Yüce Allah’a dostluğunu ve kulluğunu en üst seviyede yerine getirmiştir.


Bütün peygamberlerin çektiği çileler bu manadadır.

Onlar, Allah yolunda en acı ve ağır sıkıntıları bizzat yasayarak, insanlara yol açmışlar, korkak ve tembel nefislerin kulluk yolunda engel gördüğü bos bahaneleri ortadan kaldırmışlardır.

Her halimiz bir imtihan İman, Yüce Allah’ı tercih etmektir. Mümin, Yüce Allah’a dost olmak isteyen kimsedir


Yüce Allah her müminden bu dostluğun gereğini istemektedir. Ayette, ben inandım diyen bütün insanlara: Sözde kalmayın, imanın gereğini yapın, sadik ve samimi olduğunuzu kulluğunuzla gösterin, Allah’a kavuşmak isteyenler ölüme hazır olsunlar.?

Müminin imtihanı su üç alanda gerçekleşir:


İbadetleri yerine getirmede, haramları terk etmede, bela ve musibetlere sabretmede. Bunların özü ilâhi muhabbet ve samimiyettir

Allah dostu deyince bunlar akla gelir.

Dinde boş davalara ve iddialara yer yoktur.

Ben Allah’ın dostuyum? Diyenlerden dostluk istenir.

Arifler demiştir ki: Bir kul, bütün ibadetleri yapsa, fakat bütün haramlardan sakınmasa, Allah’ın dostu olamaz.

İsin asli, kalbin Yüce Allah’ı sevmesi ve O’nun rızasını her şeye tercih etmesidir.

Mümin, kalbinin halini acı-tatlı her iste ve ibadette kontrol etmelidir.

Namazda ihlâslı olduğu gibi, bir sıkıntıya sabrederken de ihlâslı olmalıdır.

Bir günahtan kaçarken de Allah rızasını aramalıdır.

Kuldan hastalık halinde edep, tevazu, rıza ve teslimiyet beklendiği gibi, sıhhat, afiyet, genişlik ve zenginlik halinde de ayni şeyler beklenmektedir.

Kısaca imtihanın merkezi kalptir; kalpte aranan samimiyettir.

Hedef, iç ve dışla Allah’a yönelmektir.

Bunun için ayette:

Kötülükleri terk edip hakka dönmeleri için biz onları iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.


Allah dostlarından Süfyan es-Sevrî k.s. kadın velilerden Rabia Adeviyye k.s.’nın yanına geldi.

Sordu:

- Her kulluğun bir şartı ve her imanın bir hakikati vardır.

Senin kulluk şartın ve imanının hakikati nedir?

Şu cevabi aldı:


-Ben Allah’ın ateşinden korkarak O’na ibadet etmem. Yoksa efendisinin korkusundan ona itaat eden hizmetçi gibi olurum

Ben cennet muhabbeti ile de kulluk etmem. Böyle yaparsam, kendisine bir şeyler verildiğinde efendisine hizmet eden hizmetçi gibi olurum.

Ben ancak Yüce Rabbimi sevdiğim ve Ona kavuşmak istediğim için ibadet ederim.?


Urve b. Zübeyr rh.a’in bir hastalık sebebiyle bir dizinden aşağısı kesildi.

Buna karşılık o: Benden ayağımın birisini alan Allah’a hamd olsun. Ya Rabbi, sen birisini aldıysan, diğerini bıraktın.

Bir bela verdi isen, afiyet de verdin.? dedi ve o geceki virdini, gece ibadetini ve zikrini terk etmedi.?

Yine İhya’da su olay nakledilir: Hz. İsa a.s. bir adama uğradı. Adam, gözleri kör, iki tarafı felçli, kötürüm bir halde yatıyordu. Bütün bu dertler içinde adam söyle diyordu:

İnsanların çoğunu düşürdüğü hastalıktan beni kurtaran Allah’a hamdolsun.?

Hz. Isa a.s. sordu:


- Allah seni hangi hastalıktan kurtardı ki, şükrediyorsun?

Adam su cevabi verdi:


- Ben, Allah’ın kalbime koyduğu marifet (O’nu tanıma) nuru sebebiyle, kalbine koymadığı kimselerden daha iyi haldeyim.?

Hz. Isa a.s. doğru söylediğini belirtti, adamın elini tuttu, dua etti, o da şifa buldu.

Bundan sonra bu adam Hz. Isa a.s.ın yakin arkadaşı oldu.

Cenneti hak edebilmek Rasulullah s.a.v. Efendimiz, cennetin sıkıntılarla, cehennemin ise nefsin hoşuna gidecek şeylerle sarıldığını haber vermiştir.

Allahu Tealâ, cenneti çok kıymetli ve şerefli yaratmıştır.

Sevdiklerine cemalini orada seyrettirecektir. Bu hedefe yönelen müminlerden gayret ve hasret beklemektedir

Bunun için cennet yolunun bası acı, sonu tatlı yapılmıştır.

Allah’ın razı olduğu isleri nefs istemese de, müminin akli ve imanı güzel bulup peşine düşmelidir

Nefse günahların çekici, hayırlı islerin sıkıcı gelmesi, imtihanın en zor yanıdır.

Aslında isin tadı ve sırrı burada gizlidir.

denemeddddd


Allahu Tealâ, benim yolumda sizden öncekiler gibi çile ve zahmet çekmedencenneti beklemeyin? Diyor

Allah yolunda çekilecek çilelerden birisi de, Allah için sevilen müminlerin sıkıntılarına sabredip, dostluğu bozmamaktır

Bunda hem gönlü, hem de cenneti kazanmak vardır. İnsanin en büyük imtihanı yakınlarıyla olur. En büyük sıkıntı tanıdıklardan gelir.

Çünkü onlarla paylaşılan bir hayatla birlikte birçok haklar vardır.

Cennetlik müminlerin en belirgin vasfı , geçimi zor insanlara yumuşak davranmak,onları Allah için idare etmek, kalbinde hiçbir mümine kin, haset ve intikam hırsı taşımamaktır.

İnsanların yükünü çekmek ve onlarla güzel geçinmek, peygamberlerden kalan en faziletli ve en gerekli sünnettir.

Ne Mutlu Bu İmtihanı Kazan Kullara.... Rabbim Cümlemizi Doğru Yoldan Ayırmasın.....
 
tugba
veda hutbesini yazan ne anlamadim zaten sol tarafta geciyor
 
HaSBİHaL
:Smile)
 
ömür
mustafanın bütün günahları aleyhinde konusanların boynuna olsun inşallah Allah sizi ıslah etsin
 
Veda Hutbesi
Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahîm

EY İNSANLAR!
Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.

ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.

İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!





GÖKHAN
Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahîm

EY İNSANLAR!
Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.

ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.

İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.




GÖKHAN

Hz.Mevlana´dan İbretli Sözler ve Tavsiyeler





Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin.

Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi sana pusu kurar.

Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yoktur.


Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. Söze, kulak verme yolundan gir.

Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah ın sözüdür.

Sel akmağa başlar başlamaz önünü kes, yolunu bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar.

Fakat harap olmaktan niye gamlanayım Harabenin altında padişah hazinesi var!

Kimin namazında mihrab ve kıblesi Ayn (Allah ın zatı, cemali) olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini ayn ve kusur bil.

(Hak) Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar bir an bile boş durma!

Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet, seni sırdaş eder.

Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokma-dır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır!

Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda mey-dana çıkar.

Nefis, çok övülmesi yüzünden firavunlaştı. Alçak gönüllü, hor, hakir ol; ululuk taslama!

Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi zahmet çekici ol, çevgân olma!

Yoksa; senin bu letâfetin, bu güzelliğin kalmayınca o, seninle düşüp kalkanlar, senden usanırlar.

Zamanınızdaki günlerde Rabbinizin güzel kokuları vardır. Kendinize gelin; o güzel kokuları almaya çalışın. ( Hadis)

Sen mâdem ki zahiri önü, sonu düşünmektesin, ancak ve ancak bu gam ve neşe alemindesin. Ey hakikatte yok olan!. Yok olan; nerede ön, nerede son!

Yağmurlu gündür, gece çağına kadar yürü! Bu yağmur bildiğimiz yağmur değil, Rahmet yağmurlarından.

Eğer, cüzü külle muttasıl dır, ayrılmaz dersen diken ye, gül isteme. Diken de gülden ayrılmaz.

Cüzü külle ancak bir yüzden bağlıdır. Yoksa Hakk ın peygamberleri göndermesi abes olurdu.
)

Sakın, endişelerden sakın! Fikir, aslan ve yaban eşeğidir; gönüller de ormanlıklar.

Perhizler, ilaçların başıdır. Çünkü kaşınma uyuzluğu artırır.

Perhiz, şüphe yok ki ilacın aslıdır. Düşüncelerden perhiz et de can kuvvetini gör!

Akıllı, o kişidir ki, çekinilen belada dostların ölümünden ibret alır.
Kendinize gelin. Allah ın gayreti, pusudan çıkmayı görsün: baş aşağı yerin dibine gidersiniz.


Vehmi, fikri, duyguyu, anlayışları sopa gibi çocuk atı bil!

Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür.

Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim, insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim yükten ibarettir.

Hakikati olmayan bir adı hiç gördün mü Yahut Kâf ve Lâm harflerinden gül topladın mı

Mâdem ki, ismi okudun; var müsemmayı da ara. Ayı gökte bil, derede değil!

Addan ve harften geçmek istersen hemencecik kendini tamamıyla kendinden arıt (yok ol!)

Demir gibi demirlikten çık, renksiz bir hale gel. Riyazatta tozsuz, passız bir ayna ol!

Kendini kendi vasıflarından arıt ki, asıl kendi saf, pak zatını göresin.

O vakit kitap, müzakereci ve üstat olmaksızın gönlün-de peygamberlerin ilimlerini görür bulursun.

Din ehlini kin ehlinden ayırt et; Hak la oturanı ara, onunla otur!

Maksada sabırla erişilir, aceleyle değil. Sabret, doğrusunu Allah daha iyi bilir.

Aslanlar gibi avını kendin avla. Yabancının yaltaklan-masını da terk et, akrabanın yaltaklanmasını da!

Aşağılık kişilerin hürmetini, hatır saymasını, o halden bil. Kimsesizlik, adam olmayan kişilerin işvesinden iyidir.



GÖKHAN
(Hak) Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar bir an bile boş durma!

Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet, seni sırdaş eder.

Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokma-dır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır!

Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda mey-dana çıkar.

Nefis, çok övülmesi yüzünden firavunlaştı. Alçak gönüllü, hor, hakir ol; ululuk taslama!

Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi zahmet çekici ol, çevgân olma!


GÖKHAN
Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin.

Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi sana pusu kurar.

Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yoktur.


Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. Söze, kulak verme yolundan gir.

Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah ın sözüdür.

Sel akmağa başlar başlamaz önünü kes, yolunu bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar.

Fakat harap olmaktan niye gamlanayım Harabenin altında padişah hazinesi var!

Kimin namazında mihrab ve kıblesi Ayn (Allah ın zatı, cemali) olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini ayn ve kusur bil.




GÖKHAN

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahîm

EY İNSANLAR!
Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.

ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.

İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!








Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahîm

EY İNSANLAR!
Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.

ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.

İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!





GÖKHAN

Hz.Mevlana´dan İbretli Sözler ve Tavsiyeler

Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin.

Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi sana pusu kurar.

Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yoktur.


Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. Söze, kulak verme yolundan gir.

Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah ın sözüdür.

Sel akmağa başlar başlamaz önünü kes, yolunu bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar.

Fakat harap olmaktan niye gamlanayım Harabenin altında padişah hazinesi var!

Kimin namazında mihrab ve kıblesi Ayn (Allah ın zatı, cemali) olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini ayn ve kusur bil.

(Hak) Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar bir an bile boş durma!

Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet, seni sırdaş eder.

Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokma-dır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır!

Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda mey-dana çıkar.

Nefis, çok övülmesi yüzünden firavunlaştı. Alçak gönüllü, hor, hakir ol; ululuk taslama!

Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi zahmet çekici ol, çevgân olma!

Yoksa; senin bu letâfetin, bu güzelliğin kalmayınca o, seninle düşüp kalkanlar, senden usanırlar.

Zamanınızdaki günlerde Rabbinizin güzel kokuları vardır. Kendinize gelin; o güzel kokuları almaya çalışın. ( Hadis)

Sen mâdem ki zahiri önü, sonu düşünmektesin, ancak ve ancak bu gam ve neşe alemindesin. Ey hakikatte yok olan!. Yok olan; nerede ön, nerede son!

Yağmurlu gündür, gece çağına kadar yürü! Bu yağmur bildiğimiz yağmur değil, Rahmet yağmurlarından.

Eğer, cüzü külle muttasıl dır, ayrılmaz dersen diken ye, gül isteme. Diken de gülden ayrılmaz.

Cüzü külle ancak bir yüzden bağlıdır. Yoksa Hakk ın peygamberleri göndermesi abes olurdu.
)

Sakın, endişelerden sakın! Fikir, aslan ve yaban eşeğidir; gönüller de ormanlıklar.

Perhizler, ilaçların başıdır. Çünkü kaşınma uyuzluğu artırır.

Perhiz, şüphe yok ki ilacın aslıdır. Düşüncelerden perhiz et de can kuvvetini gör!

Akıllı, o kişidir ki, çekinilen belada dostların ölümünden ibret alır.
Kendinize gelin. Allah ın gayreti, pusudan çıkmayı görsün: baş aşağı yerin dibine gidersiniz.


Vehmi, fikri, duyguyu, anlayışları sopa gibi çocuk atı bil!

Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür.

Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim, insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim yükten ibarettir.

Hakikati olmayan bir adı hiç gördün mü Yahut Kâf ve Lâm harflerinden gül topladın mı

Mâdem ki, ismi okudun; var müsemmayı da ara. Ayı gökte bil, derede değil!

Addan ve harften geçmek istersen hemencecik kendini tamamıyla kendinden arıt (yok ol!)

Demir gibi demirlikten çık, renksiz bir hale gel. Riyazatta tozsuz, passız bir ayna ol!

Kendini kendi vasıflarından arıt ki, asıl kendi saf, pak zatını göresin.

O vakit kitap, müzakereci ve üstat olmaksızın gönlün-de peygamberlerin ilimlerini görür bulursun.

Din ehlini kin ehlinden ayırt et; Hak la oturanı ara, onunla otur!

Maksada sabırla erişilir, aceleyle değil. Sabret, doğrusunu Allah daha iyi bilir.

Aslanlar gibi avını kendin avla. Yabancının yaltaklan-masını da terk et, akrabanın yaltaklanmasını da!

Aşağılık kişilerin hürmetini, hatır saymasını, o halden bil. Kimsesizlik, adam olmayan kişilerin işvesinden iyidir.



GÖKHAN
(Hak) Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar bir an bile boş durma!

Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet, seni sırdaş eder.

Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokma-dır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır!

Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda mey-dana çıkar.

Nefis, çok övülmesi yüzünden firavunlaştı. Alçak gönüllü, hor, hakir ol; ululuk taslama!

Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi zahmet çekici ol, çevgân olma!


GÖKHAN
Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin.

Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi sana pusu kurar.

Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yoktur.


Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. Söze, kulak verme yolundan gir.

Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah ın sözüdür.

Sel akmağa başlar başlamaz önünü kes, yolunu bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar.

Fakat harap olmaktan niye gamlanayım Harabenin altında padişah hazinesi var!

Kimin namazında mihrab ve kıblesi Ayn (Allah ın zatı, cemali) olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini ayn ve kusur b
 
GÖKHAN
1.Temkin Müddeti Nedir?
a.Güneşin merkezinin hakîkî ufukta olmasından sonra, arka (üst) kenârının temkin mikdârı kadar (irtifâ’ zâviyesi kadar) dahâ aşağıya, ya'nî şer’î ufka inerek, güneş ışığının en yüksek tepeden kaybolması için geçen zemâna Temkin Müddeti denir.
■Hakîkî ufuk: Astronomik hesâblarda kullanılan, bulunulan mahallin şâkülüne (çekül doğrultusuna), dünyânın merkezinden dik olan düzlemdir.
■Şer’î ufuk: Bir mahallin en yüksek yerinden görünen ufuktur. Bir şehrde bir aded şer’î ufuk vardır. Namaz vaktlerinin ta’yîninde hakîkî ufkun değil, şer’î ufuk hattının kullanılacağı (İmdâd) hâşiyesinde yazılıdır.
■Hakîkî Vakt: Astronomik formüllerle, hakîkî ufka göre hesâblanan vaktdir.
■Şer’î Vakt: Şer’î ufka göre alınan, şer’î irtifâ’lar (yükseklik açıları) kullanılarak hesâb edilip bulunan vaktlere denir.
■İrtifâ’ zâviyesi: Temkin müddetinin 4 unsurunun, cebrik toplamının açı cinsinden netîcesidir.
Temkin müddeti, 4 unsurdan meydana gelir. Bunlar;

1.Güneşin görünen yarı çapı (Güneşin Nısf-kutr-ı zâhirîsi),
2.Işığın kırılması (İnkisâr-ı şuâ),
3.Ufkun alçalması (İnhitât-ı ufuk) ve
4.Güneşin paralaksı (İhtilâf-ı manzar).
Bu 4 unsurun ilk üçü toplanıp, bulunan toplamdan dördüncüsünün çıkarılması ile elde edilen zemâna, müddete Temkin Müddeti denir. Her şehrin arz (enlem) derecesine ve kullanılan yüksekliğe göre temkin müddetleri birbirlerinden farklıdır. Şehrin arz (enlem) derecesi ve kullanılan yükseklik arttıkça, temkin müddeti de bunlara bağlı olarak artar. Bu 4 unsurun açıklaması, aşağıda 3. maddededir.

Bir namazın hakîkî vakti (Astronomik hesâbla bulunan vakti) ile şer’î vakti arasındaki zemân farkı, hakîkî ufuk ile şer’î ufuk arasındaki zemân farkı kadardır. Bu da Temkin Müddetidir.

Güneşin merkezinin hakîkî ufukdan gurûbundan sonra, arka kenârının, bu gurûb vaktinden, bu irtifâ’ zâviyesi, ya'nî temkin zâviyesi (temkin açısı) kadar, dahâ aşağıya, ya’nî ufk-ı şer’îye inerek, ziyânın en yüksek tepeden gayb olması için geçen zemâna (Temkin) denir.

b.Bir şehirde, muhtelif yükseklikler için, bir namazın muhtelif vaktleri olur. Hâlbuki, bir şehrde, bir namazın tek bir vakti vardır. Bundan dolayı, namaz vaktleri için zâhirî ufuk (görünen ufuk) hatları kullanılamaz. Yükseklik ile değişmiyen (Şer’î ufuk) hattından olan şer’î irtifâ’ kullanılır.
c.Güneşin şer’î ufukdan geçmesi, hakîkî ufukdan geçmesinden evvel olan, zevâlden evvelki vaktler için, hesâb ile bulunan hakîkî vaktden temkin çıkarılınca, doğru vakt olan şer’î vakt bulunur. İmsâk ve tulû’ (güneşin doğuşu) vaktleri böyledir. “Temkin Müddeti”, imsâk ve güneşin doğuşu vaktlerinden çıkarılır, diğer vaktlere ise ilâve edilir.
d.Güneşin şer’î ufukdan geçmesi, hakîkî ufukdan geçmesinden dahâ sonra olan, zevâlden sonraki vaktlerde, doğru vakt olan şer’î vakti bulmak için, astronomik hesâbla bulunan vakte temkin müddeti ilâve edilir. Zuhr (Öğle), asr (İkindi), gurûb (Akşam) ve işâ (Yatsı) vaktleri böyledir.
2.“Temkin Müddeti” hakkında zarûrî malûmat:
a.Fıkhen namaz vaktleri rü’yet ile, ya'nî alâmetlerin semâ küresinde görülmesi ile başlamaktadır. Bu teşekkül eden vaktlerde namazlar kılınır. Alâmetlerin gökyüzünde görülmesi ayrı bir hâdise, bu ânın astronomik formüllerle hesâblanması temâmen farklı ve ayrı bir hâdisedir. Vakt fıkhen belirtilen alâmetlere göre teşekkül etmişse, bu teşekkül eden vakte, ayrıca Temkin Müddeti diye herhangi bir müddetin ilâve veyâ çıkarılmasına lüzum yoktur. Ancak, vaktin teşekkülü görülerek tesbit edilemezse, ya'nî güneşi ve ufku görmeyenler ve takvim hâzırlayanlar için, bu fıkhî alâmetlerin teşekkül ettiği vaktlerin, hesâbla bulunması mecburiyeti vardır. İşte temkin müddeti, bu hesâblamalarda ortaya çıkan ve kullanılması zarûrî müddettir. Bu müddetin kullanılması ise, ilmî ve astronomik bir mecburiyettir. İhtiyat müddeti değildir. Temkin müddeti, hesâbla bulunan vakti, gökyüzünde namaz vakti alâmetlerinin bulunduğu vakte getirmektedir. Ya'nî, Temkin müddeti, astronomik formüllerle bulunan vakitleri, İslâm âlimlerinin eserlerinde namaz vakitleri için buyurdukları semâ küresindeki alâmetlerin olduğu, doğru vakit olan şer’î vakitlere getiren müddettir.Temkin müddetlerinin değiştirilmeden bütün vakitlerde aynen kullanılması şarttır.
b.Müctehid olan islâm âlimleri, namaz vakitlerinin alâmetleri ile alâkalı âyet-i kerîmelerin açıklaması olan hadîs-i şerîflerde buyurulanları doğru anlamışlar ve kıymetli kitâblarında, bu alâmetler semâ küresinde görüldüğünde, namazın kılınacağını bildirmişlerdir. Onun için, eserlerinde “Temkin” diye bir ifâde elbetteki bulunmamaktadır. Bu alâmetlerin olduğu vakitleri, İslâm astronomi âlimleri hesâb etmişlerdir.
c.Namaz vakitlerinin hesâblarını doğru yapabilmek için, sadece astronomi, fizik, cebir, geometri, coğrafyave küresel astronomiile küresel trigonometri ilimlerinde mütehassıs olmak kâfi değil, ayrıca temâmen farklı bir ihtisâs kolu olan “İslâm astronomisi”ne de vâkıf olmak gerekir. Bu ilimlerin temâmı bilinmeden, doğru namaz vakti hesâbı yapılamaz. Hakîkî ufka göre ve astronomik formüllerle yapılan hesâbların, teşekkül eden ve doğru vakit olan şer’î vaktin alâmetlerine uygun olabilmesi, ancak temkin müddetinin kullanılması ile mümkündür.
d.Temkin müddetinin her bir unsurunun hesâbı için, usûller ve kullanılan formüller vardır.
e.İmsâk vakti dâhil, bütün namaz vaktlerinin hesâbında, Temkin müddetinin kullanılması zarûrîdir.
f.Bir şehrin en yüksek mahalline âid olan Temkin zemânı değiştirilemez. Her şehir için bütün namaz vaktlerinde kullanılan, vasatî bir “Temkin Müddeti” vardır.
g.Her namaz için ayrı ayrı temkinler yoktur. Bütün namaz vaktlerinde temkin müddeti, hiç değiştirilmeden aynen kullanılmalıdır.
h.Temkin müddeti azaltılırsa veyâ temâmen kaldırılırsa,
■öğle ve dahâ sonraki namazlar vaktlerinden evvel kılınmış olur.
■Oruca da sahûr vakti geçtikten sonra başlanılmış olur.
Bu namazlar ve oruclar sahîh olmazlar. Temkin müddeti, ihtiyât zemânı değildir. Bu müddeti bir ihtiyât zemânı zannederek, imsâk vaktini 3-4 dakîka geciktirenin orucu, akşam vaktini 3-4 dakîka öne alanın orucu ve akşam namazının fâsid olacağı, (Dürr-i yektâ) kitâbında da yazılıdır.

3.“Temkin Müddeti”nin 4 unsurunun îzâhı:
a.Birinci Unsur : Güneşin görünen yarı çapı (Güneşin Nısf-kutr-ı zâhirîsi),
Namazın hakîkî vaktleri, astronomik formüllerle, hakîkî ufka göre, hesâblanarak bulunur. Astronomik hesâblarda, hakîkî ufuk düzlemi kullanılır. Hakîkî ufuk düzlemi, gözlemcinin (Râsıdın) ayaklarını dünyânın merkezine birleştiren doğrultuya (Şâkûl doğrultusuna) dünyânın merkezinden dik olan düzleme denir. Bu astronomik hesâblarda, güneşin ve dünyânın merkezleri alındığından, güneşin merkezi güneş doğarken, bu hakîkî ufka geldiğinde, “güneş doğdu” denmekte ve güneşin merkezi güneş batarken, yine bu hakîkî ufuk düzlemine geldiğinde, “güneş battı” denmektedir. Hâlbuki, hem doğma ve hem de batma esnasında, güneşin yarısı bu hakîkî ufkun üstünde olduğundan, güneşin yarısı o mahallin yüksek yerlerinden, gözlemci tarafından görülmektedir. Bu bakımdan, güneş dahâ evvel doğmuştur. Yine bu hesâbla battı denildiği anda da, henüz batmamıştır. Çünkü güneşin yarısı ufkun üstündedir. Temkinin birinci unsuru budur. Ya'nî, güneşin üst kenârının doğarken, bu ufuktan çıkması ve batarken de bu ufuktan güneşin üst kenârının kaybolması lâzımdır. O halde, hem doğuşta, hem de batışta, güneşin yarı çapı kadar aşağıda olması gerekmektedir. Astronomik hesâblarda güneşin merkezi alınmaktadır. Namaz vaktlerinde ise, güneşin üst kenârı esâs alınmaktadır. Bu ikisi arasındaki fark, güneşin yarı çapı kadardır. Ya'nî hem doğuşta ve hem de batışta, güneşin, yarı çapı kadar aşağıda olması lâzımdır.

b.İkinci Unsur: Işığın Kırılması (İnkisâr-ı şuâ),
Güneşin astronomik hesâbla hakîkî ufka göre bulunan yeri, görüldüğü yere göre dahâ aşağıdadır. Ya'nî, gözle bakıldığında görülen yeri, hesâbla bulunan yerinden dahâ yukarıdadır. Bunun da sebebi, güneş ışıklarının hava tabakalarından geçip, gözlemcinin (Râsıdın) gözüne gelene kadar kırılmasıdır. Bu ışığın kırılma olayı sebebi ile güneşin temâmı, hesâbla bulunan yerden dahâ yukarıda görülmektedir. Ya'nî, ışığın kırılmasından doğan bu fark, Temkin müddetinin 2. unsurudur. Diğer bir ifâde ile hem doğuşta, hem de batışta bu fark kadar güneşin temâmının aşağıya inmesi lâzımdır.

c.Üçüncü unsur, Ufkun Alçalması (İnhitât-ı ufuk),
Namaz Vaktleri hesâbında şehrin, ya'nî bulunulan mahallin en yüksek yerinden görülen şer'î ufuk esâs alınır. Hakîkî ufka göre yapılan astronomik hesâblarla bulunan akşam vaktinde, ya'nî güneşin battığı vaktde, güneşin yüksek yerlerin ufuklarından batmamış olduğu görülür. Bu hâl, mahallin en yüksek tepesinden görülen şer’î ufkun, astronomik hesâbların yapıldığı hakîkî ufuktan dahâ aşağıda olduğunu göstermektedir. Ya'nî, akşam namazı ve iftar vakti, güneşin hakîkî ufuktan batmasıyla değil, o mahallin en yüksek tepesine âid olan şer’î ufukdan batması ile olmaktadır. En yüksek tepeden görülen ufka, “Şer’î ufuk” denir.

Astronomik hesâblarda Temkinin bu unsuru yoktur. Çünkü, astronomik hesâblar deniz, ova gibi düz yerlere göre yapılmakta ve “Almanak” isimli kitâblarda, hep bu düz yerlere göre bilgiler ve ölçüler yayınlanmaktadır. Hâlbuki, Namaz Vaktleri, bütün şehre âid olduğundan, o şehrin en yüksek yerlerinde oturanların da, oruc ve namazlarının sahîh olması lâzımdır. Yerleşim yerleri ve şehirler, ova ve deniz gibi düz değildir. Arazi engebelidir. İmsâk ve Namaz Vaktlerinin hesâblanmasında, güneşin doğmasının, batmasının ve güneşin ufuktan yüksekliğinin, O şehrin en yüksek yerinden görülen şer’î ufuktan alınması gerekir. Şer’î ufuk hattı, astronomik hesâblarda kullanılan hakîkî ufuktan dahâ aşağıda bulunduğu için, güneşin dahâ aşağı inerek, bu şer’î ufuktan batması ve doğarken de bu hakîkî ufka nazaran, yine aşağıda olan bu şer’î ufuktan doğması lâzımdır.

d.Dördüncü Unsur: Güneşin Paralaksı (İhtilâf-ı manzar),
Güneşin merkezini, dünyânın merkezi ile bulunduğumuz yere birleştiren iki doğrultunun, güneşin merkezinde meydana getirdiği açı olup, kıymeti 8,8 açı sâniyesidir. Bu açı çok küçük olduğundan, netîceye tesiri çok azdır. Kısaca, Paralaks, ya'nî İhtilâf-ı manzar, güneşin merkezinden dünyânın yarı çapını gören açıdır. İnsanlar dünyânın merkezinde değil, üzerinde yaşarlar. Astronomik formüllerle hakîkî ufka göre yapılan hesâblar ise, dünyânın merkezine göre yapılır. Dolayısıyla, merkeze göre bulunan netîceyi dünyanın üzerine getirmek için, paralaks (İhtilâf-ı manzar) da hesâba dahil edilir.

Paralaks, Temkinin yukarıdaki üç unsurunun aksine, doğuşu geciktirip, batışı evvele aldığından, netîceye tesiri bu üç unsurun tersine olmaktadır. Bunun için Temkin müddeti, ilk üç unsurun toplamından, Paralaks'ın çıkarılması suretiyle bulunur.

İslâm astronomları tarafından, sıfır dereceden altmış derece arzına kadar ve yirmibeş metre fark ile, beşyüz metre irtifâ'a kadar hesâb edilerek bulunan bu Temkin müddetleri, cedvel hâline getirilmiş ve eserlerinde neşr olunmuştur. Aşağıda Mavi renkle yazılan Temkin Cedveli tabiri üzerine tıklandığında, açılacak olan sahîfede, bu temkin cedveli görülecektir. Temkin müddetleri, İmsâk ve Namaz Vaktlerinin hesâblanmasında, astronomi ilminin bir zarûreti olarak mutlaka kullanılmalıdır.

Temkin Cedveli

4.“Temkin Müddeti” hakkında teferruatlı malûmat :
a.Bir şehirde bir tek şer’î ufuk ve o şehre âid olan bir tek temkin müddeti vardır.
Güneşin ziyâsı (ışığı), sabâhları en yüksek tepeye gelince, şer’î tulû’ (güneşin doğması) vakti olur. Akşamları buradan çekildiği görülünce de, şer’î gurûb (güneşin batması) vakti olur. Ezânî sâat makinaları, bu vakt 12 yapılır. Şer’î gurûb vakti, ezânî sâate göre, her gün hep 12 dir ve temkin müddeti bu vaktin içinde mevcûddur. (Ezânî gün), güneşin üst [arka] kenârının bir yerin ufk-ı şer’îsinden müteâkib (ard arda) iki şer’î gurûbu arasındaki zemândır. Ezânî sâat makinası, bu gurûb görülünce 12 yapılır. Dolayısıyla akşam vaktindeki temkin müddeti, diğer ezânî vakitlerde de hiç değişmeksizin aynen mevcûddur. Ezânî namaz vakitlerinde kullanılan akşam vaktindeki temkin müddetinin, bu günkü sâatlerle bildirilen namaz vakitlerinin hepsinde hiç değiştirilmeksizin aynen kullanılmasının zarûreti, buradan da açıkça anlaşılmaktadır. Çünkü vakitler arasındaki müddet, kullanılan sâatlere göre değişmez. Meselâ, ezânî sâat ile bulunan öğle ile ikindi vakitleri arasındaki müddet, bu gün kullanılan sâatlerde de aynı olmak mecburiyetindedir. Bu sebebden, her namaz için ayrı ayrı temkinler yoktur.

b.Üç nev’i gurûb (Güneşin batması, ya'nî akşam) vardır :
■Şemsin (güneşin) merkezinin, hakîkî ufka göre irtifâ’ının sıfır olduğu vakte (Hakîkî gurûb) denir. Ya'nî, güneşin merkezinin hakîkî ufuk hattında olmasıdır.
■İkinci gurûb, güneşin arka kenârının, râsıdın (gözlemcinin) bulunduğu mahallin zâhirî (görünen) ufuk hattına nazaran zâhirî irtifâ’ının (görünen yüksekliğinin) sıfır olduğu, ya’nî bu üst kenârının, mahallin ufk-ı zâhirî (görünen ufuk) hattından kaybolduğunun görüldüğü vaktdir. Buna (Zâhirî gurûb) denir.
■Üçüncü gurûb, güneşin arka kenârının, şer’î ufka nazaran irtifâ’ının sıfır olduğu vaktdir. Ya'nî, güneşin arka kenârının şer’î ufuk hattından kaybolduğu ândır. Buna (Şer’î gurûb) denir. Takvimlere akşam vakti olarak, bu şer’î gurûb vakti yazılır.
Bu üç gurûbdan, şer’î gurûbu görmek mu’teber (geçerli) olduğu, Tahtâvî, (Merâkıl-felâh) hâşiyesinde yazılıdır. Her yükseklik için, muhtelif zâhirî ufuk hatları vardır. Ufk-ı şer’îden gurûb, en yüksek tepeden bakınca görülen gurûbdur. Hesâb ile bulunan hakîkî gurûb vaktinde, güneş yüksek yerlerin zâhirî (görünen) ufuk hatlarından gurûb etmemiş (batmamış) görülür. Bu hâl, akşam namazının ve iftâr vaktinin, birinci ve ikinci gurûb vaktlerinde değil, bunlardan dahâ sonra, şer’î gurûb vaktinde olduğunu göstermekdedir. Evvelâ hakîkî gurûb, bundan sonra zâhirî gurûblar, en sonra, şer’î gurûb olur. (Şer’î gurûb) vaktinin mu’teber olduğu, (Mecma’ul-enhür) ve şâfi’î (El-envâr li-a’mâlil ebrâr) kitâblarında da bildirilmekdedir.

Tepeler, binâlar ve bulutlar sebebi ile zâhirî gurûb görülemiyen yerlerde gurûb vaktinin, şarkdaki (doğudaki) tepelerin kararması ile anlaşılacağı hadîs-i şerîfde bildirilmişdir. Bu hadîs-i şerîf, (Tulû’ ve gurûb vaktleri hesâb edilirken, güneşin hakîkî ve zâhirî irtifâ’ları değil, şer’î ufukdan olan şer’î irtifâ’larının kullanılacağını) ya’nî, Temkin mikdârını hesâba katmak lâzım olduğunu göstermekdedir. Bütün namazların, doğru vakt olan şer’î vaktlerini hesâb ederken, bu hadîs-i şerîfe uymak, ya’nî temkin zemânlarını hesâba katmak lâzımdır. Çünki hesâb ile hakîkî ufka göre astronomik formüllerle hakîkî vaktler bulunur. Bir namazın, hakîkî ufka göre, astronomik formüllerle bulunan vakti ile doğru vakt olan şer’î vakti arasında, bir temkin müddeti fark vardır. Bir şehrin en yüksek mahalline mahsûs olan temkin zemânı değişdirilemez. Temkin zemânı temâmen kaldırılır veyâ azaltılırsa, öğle ve dahâ sonraki namazlar, vaktlerinden evvel kılınmış olur. Oruca da, sahûr vakti geçdikden sonra başlanılmış olur. Bu namazlar ve oruclar sahîh olmazlar.

c.1982 senesine kadar, Türkiyede temkin zemânını kimse değişdirmemiş, bütün Âlimler, Velîler, Şeyh-ülislâmlar, Müftîler, bütün müslimânlar, asrlar boyunca namazlarını şer’î vaktlerinde kılmışlar ve oruclarına şer’î vaktlerinde başlamışlardır. Türkiye Dıvar Takvîmleri'nde, temkin zemânı değişdirilmemiş, namaz ve oruc vaktleri, doğru olarak bildirilmişdir. Şimdi de her müslîmânın bu icmâ-i müslimînden ayrılmamaları lâzımdır
d.TENBÎH: İslâm âlimleri, gurûbî hakîkî zevâl vaktinden, ezânî hakîkî zemâna göre zuhr (öğle) vaktini elde etmek için, bundan gurûb (akşam) vaktindeki temkini tarh (çıkarmış) ve zevâl vaktindeki, doğru vakt olan şer’î vakti bulmak için, temkin zemânını ilâve etmişler ve yine gurûbî zevâl vaktini bulmuşlardır. Bu hâl, zuhr vaktindeki temkin mikdârının, hakîkî ve şer’î ufuklar arasındaki zemân farkına, ya’nî gurûb vaktindeki temkin mikdârına müsâvî (eşit) olduğunu göstermekdedir. Bunun gibi, bütün namazların şer’î vaktlerindeki temkin zemânları, tulû' (doğma) ve gurûb (batma) vaktlerindeki temkin zemânlarına müsâvîdir (eşittir).
e.“Öğle” (Zuhr) vaktindeki temkin müddeti, “Güneş” (Tulû&#8217Wink ve “Akşam” (Gurûb) vaktlerindeki temkin müddetine eşit olduğu gibi, “İmsâk” (Fecr) vaktindeki temkin müddetine de eşittir. İbrahim Hakkı hazretlerinin, Erzûruma göre hâzırladığı evkât-ı şer’iyye cedvellerinde ve Mustafa Hilmi efendinin (Hey’et-i felekiyye) kitâbında, ezânî sâat ile, İmsâk (Fecr) ve Güneş (Tulû&#8217Wink hakîkî vaktlerini şer’î vakte çevirmek için, temkin zemânının iki misli çıkarılmışdır. Alî bin Osmân Bağdâdînin (Hidâyet-ül-mübtedî fî Ma’rifet-il-evkât bi-rub-id-dâire) kitâbında da böyle yazılıdır. Kendisi 801 [Milâdî 1398] de vefât etmişdir. (Kedûsî) nin (İrtifâ’ risâlesi) ni terceme eden, Fâtih medresesi ders-i âmlarından (Profesörlerinden) Hezargradlı Hasen Şevkı efendi, dokuzuncu bâbında diyor ki, (Bulduğumuz hakîkî imsâk vaktleri temkinsizdir. Oruc tutacak kimsenin bundan onbeş dakîka, ya’nî iki temkin zemânı evvel, oruca başlaması lâzımdır. Böylece orucu fâsid olmakdan kurtulur). Görülüyor ki, şer’î ezânî imsâk vaktini bulmak için, hakîkî gurûbî vaktden temkin zemânının iki mislini çıkarmakda, iki temkin çıkarılmaz ise, orucun fâsid olacağını bildirmekdedir. [Gurûbî vaktden şer’î vakti bulmak için bir temkin, gurûbî vakti ezânî vakte çevirmek için de ikinci temkin çıkarılmakdadır.]
5.TEMKİN MÜDDETİNİN HESÂBI:
Ahmed Ziyâ beğ diyor ki, (İnhitât-ı ufuk – alçalmış ufuk - zâviyesinin açı sâniyesi cinsinden kıymeti, râsıdın bulunduğu yerin ufk-ı hissîden metre olarak irtifâ’ının kare-kökünün 106,92 ile çarpımına müsâvîdir). İstanbuldaki râsıda yakın olan en yüksek yer Çamlıca tepesi olup, yüksekliği 267 metredir. En büyük inhitât-ı ufuk zâviyesi 29 dakîka olur. Reîs-ül-müneccimîn Tâhir efendi, her günün temkinini hesâb ederek, 1283 [m. 1866] de Kâhire rasadhâne müdîri olunca, hâzırladığı cedvelde ve fâdıl İsmâ’îl Gelenbevî (Merâsıd) kitâbında ve Erzurumlu İsmâ’îl Fehîm bin İbrâhîm Hakkı, 1193 de yazdığı türkçe (Mi’yâr-ül-evkat) kitâbında ve müneccim-başı seyyid Muhammed Ârif beğ, hicrî şemsî 1286 ve kamerî 1326 senesi takvîminin sonunda diyorlar ki, (İstanbulun en büyük inhitât-ı ufk zâviyesi 29 dakîka ve ufk-ı hakîkînin altında, ya’nî sıfırın altında olan bu kadar irtifâ’a âid ziyânın inkisârı (ışığın kırılması) 44,5 dakîka ve güneşin (Nısf-kutr-ı zâhirî)si (yarı çapı), asgarî 15 dakîka 45 sâniye olduğundan, bu üç irtifâ’, güneşin hakîkî tulû’dan evvel görülmesine sebeb olurlar. İhtilâf-ı manzar (paralaks) ise, sonra görülmesine sebeb olur. İlk üç irtifâ’ın toplamından (İhtilâf-ı manzar) mikdârı olan 8,8 sâniye çıkarılınca, bir derece 29 dakîka 6,2 sâniye olur ki, buna güneşin (İrtifâ’ zâviyesi) denir. Güneşin merkezinin hakîkî ufukdan gurûbundan sonra, arka kenârının, bu gurûb vaktinden, bu irtifâ’ zâviyesi kadar, dahâ aşağıya, ya’nî ufk-ı şer’îye inerek, ziyânın en yüksek tepeden gayb olması için geçen zemâna (Temkin) denir. [Meselâ, CASIO hesâb makinası ile,] Herhangi bir günde, İstanbulda güneşin merkezinin ufk-ı hakîkîden (hakîkî ufukdan) hakîkî gurûbu ve üst kenârının ufk-ı şer’îden şer’î gurûbu vaktlerindeki hakîkî ufka nazaran irtifâ’ları olan sıfır derece ve eksi bir derece 29 dakîka 6,2 sâniye irtifâ’lar için, namaz vaktlerini bulmakda kullanılan düstûr (üsûl) ile, bu iki gurûb vaktinin fadl-ı dâir zemânları (zemân farkları) hesâb edilir. Zevâl vaktinde hakîkî zevâlî sâat sıfır olduğu için, iki gurûb vakti, fadl-i dâir zemânı kadar olur. İki vakt arasındaki zemân farkı (Temkin) olur). Meselâ 21 Mart ve 23 Eylülde irtifâ’ zâviyesi 1 derece 29 dakîka 6,2 sâniye, güneşin merkezinin, hakîkî ufukdan bu irtifâ’ mikdârı alçalması için, mahreki (yörüngesi) üzerinde gideceği zemân, ya’nî temkin 7 dakîka 52,29 sâniyedir. Namaz vaktleri düstûrunda meyl-i şems (güneşin meyli) ve ard-ı belde (enlem) bulunduğundan bir şehrin temkin zemânı, Ard (enlem) derecesi ve gün ile değişmekdedir. Bir şehrin temkin mikdârı, her gün ve her sâat aynı değil ise de, her şehr için, vasatî bir Temkin zemânı vardır. Bu temkin mikdârları Temkin Cedveli’nde bildirilmişdir. Hesâb ile bulunan Temkin mikdârlarına iki dakîka ihtiyât ilâve ederek, İstanbul için Temkin, vasatî on dakîka kabûl edilmişdir. Ard derecesi 44 dereceden az olan bir yerde, bir senedeki a’zamî ve asgarî temkin mikdârlarının farkı bir iki dakîka kadardır.

Bir mahalde, şemsin meyli ve Temkin mikdârı ve ta’dîl-i zemân her ân değişdikleri, hakîkî gurûbî zemân birimleri, hakîkî zevâlî zemânlarının birimlerinden cüz’î farklı olduğu, neşr olunan namaz vaktlerinde sâniyelerin dakîkalara yuvarlatılarak verildiği, şehrin en yüksek ve en alçak yeri arasındaki farklılıklar, meteorolojik, coğrafî ve astronomik şartlardaki değişikliklerin dahâ önceden bilinememesi, güneşin meyl ve ta’dîl-i zemânının hesâblarında ampirik faktörlerin bulunması gibi sebeblerden dolayı, hesâb olunan namaz vaktleri, tam doğru olmaz. Vaktin girdiğinden emîn olmak için, hesâb ile bulunan Temkin mikdârına, yukarıda bildirilen farkların yekûnunu karşılamak için, 2 dakîka ihtiyât zemânı ilâve edilmişdir.

Osmânlı âlimlerinin en yüksek makâmı olan (Meşîhat-i islâmiyye)nin hâzırladığı 1334 [m. 1916] senesinin (İlmiyye sâl nâmesi) ismindeki takvîmde ve İstanbul Üniversitesi Kandilli rasadhânesinin 1958 târîh ve 14 sayılı (Türkiyeye mahsûs Evkât-ı şer’iyye) kitâbında, namazların şer’î vaktlerini ta’yîn ederken, Temkin mikdârının hesâba katıldığını görüyoruz. Hakîkî din adamlarından ve hey’et (astronomi) ilmi mütehassıslarından meydâna gelen Hey'etimizin en modern âletlerle yapdığı rasad ve hesâblarla bulunan namazların şer’î vaktlerinin, islâm âlimlerinin asrlardan beri hesâb ile ve (Rub’-ı dâire) âleti ile buldukları vaktlerin aynı olduğunu gördük.

Bunun için, temkin zemânlarını ve dolayısı ile namaz vaktlerini değişdirmek câiz değildir.
Kelimelerin lügat ma’nâsı farklı ve ıstılâh ma’nâsı daha farklıdır. Ya’nî kelimelerin her ilimde, o ilme mahsûs ma’nâları vardır. Temkinin namaz vakitleri bahsinde ve hesâblarında bu ilme mahsûs olan ve burada teferruatlı şekilde açıklanan “ıstılâh” ma’nâsına değil de, “lügat” ma’nâsına bakarak, bunu bir ihtiyât zemânı zan etmek ve efkâr-ı umûmiyeyi bu şekilde şartlandırmak da doğru değildir.

Mesnedden temâmen yoksun olarak, “işçilere kolaylık sağlamak için” gibi iddialara dayanarak, şahsî fikr ve düşüncelerle ileri sürülen gerekçelerle “aşırı ve gereksiz temkin müddetlerini azalttık” demek sûretiyle, temkin müddetlerini kısmen veyâ temâmen ortadan kaldırmak, imsâk ve namaz vaktlerini değiştirmektir, ya’nî müslimânların oruc ve namaz ibâdetlerini bozmak, ifsâd etmekdir.

TÜRKİYE TAKVİMİ

VAKİT HESÂBLAMA HEY'ETİ BAŞKANLIĞI
 
GÖKHAN
Mühim Tenbîh

1.İmsâk ve namaz vakitlerinin hesâbında esâs alınan usûl ve kâideler.
Türkiye Takviminin Türkçe ve muhtelif lisânlardaki baskılarında, Ramezân-ı şerîf imsâkiyelerimiz ile İnternetteki ** ve ** adreslerimizde neşr olunan namaz vakitlerini, Osmânlı âlimlerinin en yüksek makamı olan (Meşîhat-i İslâmiyye)nin hazırladığı 1334 [m.1916] senesinin (İlmiyye sâl nâmesi) ismindeki takvim ile İstanbul Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nin 1958 tarih ve 14 sayılı (Türkiye’ye Mahsûs Evkât-ı Şer’iyye) kitâbındaki usûllere göre hesâbladık.

İbâdetlerin vakitlerini tayin ve tesbit etmek, yani anlayıp anlatmak, din bilgisi ile olur. Fıkh âlimleri, müctehidlerin bildirdiklerini (Fıkh) kitâblarında yazmışlardır. Bildirilmiş olan vakitleri, hesâb etmek câizdir. Hesâb ile bulunanların, din âlimleri tarafından tasdik edilmesi şarttır. Bunlardan 1926 senesindeki Takvim-i Ziyâ’da diyor ki: “İşbu takvim, Diyânet İşleri Riyâseti Heyet-i Müşâveresi tarafından tetkik edilip, riyâset-i celîlenin tasdiki ile tab’ edilmiştir.” Din işlerinde İslâm âlimlerinin ve İslâm astronomi mütehassısının tasdik ettiği namaz vakitlerini kullanmalıdır. Elmalılı Hamdi Yazır, (Sebîl-ür-reşâd) mecmuasının 22. cildinde, bu hususta tafsilât vermiştir.

Hakîkî din adamlarından ve hey’et (astronomi) ilmi mütehassıslarından meydana gelen takvim hey’etimizin, en modern âletlerle yaptığı rasad ve hesâblarla bulunan namaz vakitlerinin, İslâm âlimlerinin asırlardan beri bulup bildirdikleri (Rub’-ı dâire) ile yapılan hesâblarla aynı olduğunu gördük.

2.İbâdetlerin kabul olması için, doğru vakitlerinde yapılması şarttır.

Elbette doğru olan vakitlere uyularak oruclarımızı tutmamız ve namazlarımızı kılmamız lâzımdır. Çünkü, doğru olduğunda hiç tereddüde yer olmayan vakitlerden evvel kılınan namaz sahîh olmaz, hem de büyük günâh olur. Nitekim, İbni Nüceym Zeyn-ül-Âbidîn, (Kebâir ve segâir) kitâbında buyuruyor ki, (Farz namazları [yanlış vakitleri veren takvîmlere uyarak] vakti girmeden önce kılmak ve vakti çıkdıkdan sonra kılmak büyük günâhdır.)

İslâm âlimleri ve İslâm astronomi mütehassısları, kıymetli kitâblarında, namaz ve oruc vakitlerinin tayinine âid hesâb usûlünü ve kâidelerini bildirmişlerdir. Bu usûl ve kâideler, asırlardan beri kullanılagelmiştir. Tereddüde, şübheye düşülecek hiçbir husus bırakmamışlardır. Biz de bu vakitleri bildiriyoruz ve yayınlıyoruz.

Namazın sahîh olması için, hem vaktinde kılmak ve hem de vaktinde kıldığını bilmek, şübhe etmemek lâzımdır ve farzdır. İbni Âbidîn'in (Redd-ül-muhtâr)ının, Matbaa-yı âmire hicrî 1307 baskısının, 342. sayfasında ve bunun Ahmed Davudoğlu tercümesinin 2. cildinin 40. sayfasında ve (Feth-ul-kadîr)de bir fıkh kâidesi yazılıdır: (Namazın sahîh olması için, vakti girdikten sonra kılınması ve vaktinde kılındığını bilmek şarttır. Vaktin girdiğinden şübhe ederek kılıp, sonra vaktinde kılmış olduğunu anlarsa, bu namazı sahîh olmaz). İbni Âbidîn bunu zikrederken, (Nûr-ul-îzâh ve diğer kitâblarda da böyle denilmiştir. El-Eşbâh'ın niyet bahsinde de böyle denilmektedir.) diye yazmıştır. Ayrıca Şâfi’î (El-Envâr) ve Mâlikî (El-Mukaddemetül-izziyye) şerhinde ve (Mîzân-ül-kübrâ)da da böyle yazılıdır.

Oruc ve namaz vakitlerinin farklı olması durumunda, doğru vakitlere göre ibâdetlerimizi yapmamız îcâb ettiği, İslâm âlimlerininin buyurdukları şübhesiz bir kâide ve hükümdür. Doğru tekdir. Ölçüsü de, İslâm âlimlerinin buyurdukları usûl ve kâidelerdir. Bu usûl ve kâidelere uygun hesâbların yapılması halinde, aynı neticelerin çıkacağı da, ilmî bir hakîkattir. Bunlara harfiyyen uyularak ve yoruma sapmadan yapılan uygulamaların doğru olacağı, bazı doğru bilgileri bildirerek, bu bildirilenlere ters, şahsî görüş, düşünce ve kanaâtlerle yapılacak uygulamaların ise yanlış olacağı âşikârdır.

3.Temkin Müddeti:
Herhangi bir namazın, astronomik formüllerle, hakîkî ufka göre bulunan vaktinden (astronomik hesâbla bulunan vaktinden), doğru vakit olan şer’î vaktini bulmak için “Temkin Müddeti” kullanılır. Yani, Temkin Müddeti: Hakîkî ufka göre, astronomik formüllerle bulunan vakitleri, İslâm âlimlerinin eserlerinde namaz vakitleri için buyurdukları, semâ küresindeki alâmetlerin olduğu, şer'î vakitlere getiren müddettir.

Her şehir için bütün namaz vakitlerinde kullanılan, vasatî bir “Temkin Müddeti” vardır. Her namaz vakti için, ayrı ayrı temkinler yoktur. Güneşin doğuşu ve batışında kullanılması zarûrî olduğu bildirilen Temkin müddetinin, aynen imsâk, yatsı ve diğer bütün namaz vakitlerinde de kullanılması zarûrîdir. Temkin miktarını bir ihtiyat zamanı zan ederek, imsâk vaktini 3-4 dakika geciktirenin orucu ve gurûbu (akşam vaktini) 3-4 dakika öne alanın orucu ve akşam namazının fâsid olacağı (bozulacağı) (Dürr-i yektâ)da da yazılıdır.

Bir şehrin en yüksek mahalline mahsûs olan temkin zamanı değişdirilemez. Temkin zamanı azaltılırsa, öğle ve daha sonraki namazlar, vakitlerinden evvel kılınmış olur. Oruca da, sahûr vakti geçtikten sonra başlanılmış olur. Bu namazlar ve oruclar sahîh olmazlar. 1982 senesine kadar, temkin zamanını ve güneşin namaz vakitlerine âid olan ufuktan yükseklik açılarını kimse değiştirmemiş, bütün Âlimler, Velîler, Şeyh-ülislâmlar, Müftüler, bütün müslümanlar, asırlar boyunca namazlarının hepsini, daima temkinli vakitlerinde kılmışlar ve oruclarına temkinli vakitlerinde başlamışlardır. Şimdi de bütün müslümanların, bu icmâ-i müslimînden ayrılmayarak, namazlarını şer'î vakitlerinde kılmaları ve oruclarına bu şer'î vakitlerinde başlamaları lâzımdır.

1983 senesinden önceki takvimlerde bildirilen imsâk ve namaz vakitlerinin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu husûsta hiçbir ihtilâf da yoktur. Nitekim, Diyânet İşleri Başkanlığı’nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı bütün müftülüklere gönderdiği tamimde, “1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.” şeklinde bildirilmiştir.

Temkin Müddeti” hakkında teferruatlı malûmat için tıklayınız,

4.İmsâk vaktinde güneşin irtifâ’ı (Ufkun altındaki yükseklik derecesi).
Türkiye takviminin hazırladığı, İnternette de neşr olunan vakitlerde ve imsâkiyelerde, temkin zamanı ile namaz vakitlerine âid olan Güneşin Şer’î ufukdan, irtifâ’ zâviyeleri yani, ufukdan yükseklik açıları hiç değiştirilmemiş, namaz ve oruc vakitleri, doğru olarak bildirilmiştir. Dört mezhebde de imsâk vakti, (şer’î gece)nin sonunda başlar. Yani, (Fecr-i sâdık) denilen beyazlığın doğudaki ufk-ı zâhirî (Görünen ufuk) hattının bir noktasında görülmesi ile başlar. Oruc da, bu vakitte başlar. Yani, güneş ufk-ı zâhirî hattına 19 derece yaklaşınca başlar.

İslâm astronomi mütehassısı Ahmed Ziyâ Bey (Rub’-ı dâire) kitâbında diyor ki, (Avrupalılar fecr-i sâdıkın başlaması olarak, ufuk üzerinde beyazlığın tamamen yayıldığı vakti hesâb ediyorlar. Bunun için, fecr hesâblarında, güneşin irtifâ’ını (-18) derece alıyorlar. Biz ise, ufuk üzerinde beyazlığın ilk görüldüğü vakti hesâb ediyoruz. Bunun için de şemsin (Güneşin) irtifâ’ının, (-19) derece olduğu vakti buluyoruz. Çünkü islâm âlimleri, imsâk vaktinin, beyazlığın ufk-ı zâhirî üzerinde yayıldığı vakit değil, BEYAZLIĞIN UFUK ÜZERİNDE İLK GÖRÜLDÜĞÜ VAKİT olduğunu bildirdiler.)

Yani, İslâm âlimleri asırlardan beri, fecr (imsâk) vaktinde Güneşin irtifâ’ının, ufkun altında (-19) derece olduğunu anlamışlar, diğer rakkamların doğru olmadığını bildirmişlerdir. Fetvâ böyledir. Müctehid olmayanların bu fetvâyı değiştirmeye hakları yoktur. Fetvâya uymayan ibâdetler, sahîh olmaz. Müslümanların, din işlerinde, hıristiyanlara ve mezhebsizlere değil, İslâm âlimlerine uyması lâzımdır.

Nitekim, 1958 senesinde, Diyanet İşleri Başkanlığınca neşr edilen namaz vakitlerinin yanlış olduğunu yazan bir gazetenin köşe yazarına verilen cevâbda aynen, “... İmsâk vaktine gelince; Yazınızda, ‘gerek İngilizler, gerek Amerikalılar, gerek Fransızlar bu vakti güneşin 18 derece ufkun altında bulunduğu zaman olarak kabul etmişlerdir’ diyorsunuz. Acaba Hıristiyan olan bu üç milletin imsâk vaktinde hangi ibâdetleri var ki imsâk vakti için böyle bir dereceyi esas olarak kabul etsinler. Böyle yapmış olsalar dahi, islâm hey’etşinâsları (İslâm astronomi mütehassısları) tarafından mezkûr vakit (imsâk vakti) islâmî kâidelere göre takdir edilmişken, bu hususta yabancılara uymak mecburiyeti nereden çıkıyor? İmsâk vakti mebde-i fecrin tulû ânıdır (yani doğu ufkunda beyazlığın bir nokta halinde görüldüğü zamandır). Hey’etşinâsân-ı sâbıkamız (evvelce gelen bütün İslâm astronomi mütehassıslarımız) bu ânın 19 derece inhitât-ı şemse tevâfuk eylediğini (ufkun altında 19 derece olduğunu) kabul etmişlerdir. Demek ki islâm hey'etşinâslarının (İslâm astronomi mütehassıslarının) imsâk vakti için kabul ettikleri derece 18 derece değil, 19 dur. Namaz vakitlerinin bu dereceye göre hesâblanması lâzımdır ve takvimimizdeki hesâblar buna göredir. ” diye bildirdikten sonra, “İmsak vaktinin formülünü bildiriyoruz. Hesâbı buna göre yapınız veya yaptırınız. Neticede takvimde yazılı vakit doğru olarak çıktığı görülecek ve boş yere zihinlerin bulandırıldığı anlaşılacaktır.” denildikten sonra, misâl olarak imsâk vakti hesâbı logaritmik ve trigonometrik formüllerle yapılarak, temkin müddeti kadar evvele alındıktan sonra bulunan imsâk vakti, bu mezkûr yazı ile gazete yazarına gönderilmiştir. Türkiye takviminde ve internetteki sitelerimizde yayımlanan imsâk vakitleri, aynen burada bildirildiği gibi, ufkun altında 19 derece kullanılarak ve temkin müddeti kadar evvele alınarak hesâblanmaktadır.

Temkinsiz ve Güneşin ufkun altındaki yükseklik açısı (-18) derece alınarak hesâb edilen imsâk vakitleri yanlıştır.

Hem Güneşin ufkun altındaki yüksekliği (-18) derece alınmakla ufka yaklaştırılarak ve hem de temkin müddeti tamamen kaldırılarak yapılan hesâblarda, imsâk vaktinde yaklaşık olarak (Türkiye gibi arz derecesi 36-42 derece arasında kalan yerlerde) 15-20 dakikaya varan farklar ortaya çıkmakta ve oruca gerçek imsâk vaktinden takrîben 15-20 dakika sonra başlanmakta ve tutulan oruclar fâsid olmaktadır.

5.İmsâk vaktindeki temkin ile alâkalı yanlışlıklar, yatsı vakti için de aynen tekrârlanmaktadır.
Yatsı namazının vakti, imâmeyne (yani İmâm-ı Ebû Yûsüf ile İmâm-ı Muhammede) ve diğer üç mezhebe göre batıdaki zâhirî ufuk, yani görünen ufuk hattı üzerinde kırmızılığın kaybolduğu, yani Güneşin ufkun altında (-17) derece irtifâ’a indiği vakittir. Namaz vakitleri hesâb edilirken, Güneşin ufkun altındaki, imsâk vaktine âid olan irtifâ’ (yükseklik) açısı da değiştirilmemelidir.

Yatsı namazı vaktinin doğru olarak hesâblanabilmesi, yani batı ufkunda kırmızılığın kaybolması için, zarûrî olan aynı temkin müddeti, burada da astronomik formülle bulunan yatsı vaktine ilâve edilmelidir. Çünkü, güneşin doğuş ve batışında olduğu gibi, zarûrî olan aynı temkin müddeti astronomik formüllerle bulunan yatsı vaktine ilâve edilmezse, batı ufkundaki kırmızılık kaybolmaz. Batı ufkundaki kırmızılığın kaybolması için, temkin müddetinin mutlaka ilâve edilmesi şarttır. Aksi halde yatsı namazına, akşam vakti içerisinde erken başlanılmış olur. Temkin müddetinin mesnedsiz olarak kaldırılması sebebiyle, 1982 ve daha önceki yıllarda yayınlanan takvimlerde bildirilen yatsı vakitleri ile, 1983 ve sonrası takvimler ile sitelerde bildirilen yanlış yatsı vakitleri arasında, (Türkiye gibi arz derecesi 36-42 derece arasında kalan yerlerde takriben 10 dakikaya kadar varan) farklılıklar olmakta ve yatsı namazına, vakti girmeden önce başlanılmaktadır.

Bunun için, temkin müddetlerini ve dolayısı ile namaz vakitlerini değişdirmek câiz değildir. Namaz vakitleri hesâbında mutlaka, zarûrî olarak kullanılması gereken temkinin lügat ma’nâsına bakarak, bunu bir ihtiyat zamanı zan etmek ve efkâr-ı umûmiyeyi bu şekilde şartlandırmak da doğru değildir. Temkin müddetlerini kısmen veya tamâmen ortadan kaldırmak ve imsâk vaktine âid olan ufkun altındaki yükseklik açısını (-19) dereceden (-18) dereceye rakkamsal olarak küçülterek güneşi ufka yaklaştırmak, doğru olan imsâk ve namaz vakitlerini değiştirmektir.

TÜRKİYE TAKVİMİ

 
GÖKHAN
GÖKHAN
(Hak) Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar bir an bile boş durma!

Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet, seni sırdaş eder.

Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokma-dır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır!

Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda mey-dana çıkar.

Nefis, çok övülmesi yüzünden firavunlaştı. Alçak gönüllü, hor, hakir ol; ululuk taslama!

Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi zahmet çekici ol, çevgân olma!


GÖKHAN
Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin.

Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi sana pusu kurar.

Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yoktur.


Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. Söze, kulak verme yolundan gir.

Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah ın sözüdür.

Sel akmağa başlar başlamaz önünü kes, yolunu bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar.

Fakat harap olmaktan niye gamlanayım Harabenin altında padişah hazinesi var!

Kimin namazında mihrab ve kıblesi Ayn (Allah ın zatı, cemali) olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini ayn ve kusur bil.

 
GÖKHAN

Hz.Mevlana´dan İbretli Sözler ve Tavsiyeler





Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin.

Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi sana pusu kurar.

Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yoktur.


Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. Söze, kulak verme yolundan gir.

Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah ın sözüdür.

Sel akmağa başlar başlamaz önünü kes, yolunu bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar.

Fakat harap olmaktan niye gamlanayım Harabenin altında padişah hazinesi var!

Kimin namazında mihrab ve kıblesi Ayn (Allah ın zatı, cemali) olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini ayn ve kusur bil.

(Hak) Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar bir an bile boş durma!

Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet, seni sırdaş eder.

Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokma-dır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır!

Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda mey-dana çıkar.

Nefis, çok övülmesi yüzünden firavunlaştı. Alçak gönüllü, hor, hakir ol; ululuk taslama!

Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi zahmet çekici ol, çevgân olma!

Yoksa; senin bu letâfetin, bu güzelliğin kalmayınca o, seninle düşüp kalkanlar, senden usanırlar.

Zamanınızdaki günlerde Rabbinizin güzel kokuları vardır. Kendinize gelin; o güzel kokuları almaya çalışın. ( Hadis)

Sen mâdem ki zahiri önü, sonu düşünmektesin, ancak ve ancak bu gam ve neşe alemindesin. Ey hakikatte yok olan!. Yok olan; nerede ön, nerede son!

Yağmurlu gündür, gece çağına kadar yürü! Bu yağmur bildiğimiz yağmur değil, Rahmet yağmurlarından.

Eğer, cüzü külle muttasıl dır, ayrılmaz dersen diken ye, gül isteme. Diken de gülden ayrılmaz.

Cüzü külle ancak bir yüzden bağlıdır. Yoksa Hakk ın peygamberleri göndermesi abes olurdu.
)

Sakın, endişelerden sakın! Fikir, aslan ve yaban eşeğidir; gönüller de ormanlıklar.

Perhizler, ilaçların başıdır. Çünkü kaşınma uyuzluğu artırır.

Perhiz, şüphe yok ki ilacın aslıdır. Düşüncelerden perhiz et de can kuvvetini gör!

Akıllı, o kişidir ki, çekinilen belada dostların ölümünden ibret alır.
Kendinize gelin. Allah ın gayreti, pusudan çıkmayı görsün: baş aşağı yerin dibine gidersiniz.


Vehmi, fikri, duyguyu, anlayışları sopa gibi çocuk atı bil!

Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür.

Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim, insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim yükten ibarettir.

Hakikati olmayan bir adı hiç gördün mü Yahut Kâf ve Lâm harflerinden gül topladın mı

Mâdem ki, ismi okudun; var müsemmayı da ara. Ayı gökte bil, derede değil!

Addan ve harften geçmek istersen hemencecik kendini tamamıyla kendinden arıt (yok ol!)

Demir gibi demirlikten çık, renksiz bir hale gel. Riyazatta tozsuz, passız bir ayna ol!

Kendini kendi vasıflarından arıt ki, asıl kendi saf, pak zatını göresin.

O vakit kitap, müzakereci ve üstat olmaksızın gönlün-de peygamberlerin ilimlerini görür bulursun.

Din ehlini kin ehlinden ayırt et; Hak la oturanı ara, onunla otur!

Maksada sabırla erişilir, aceleyle değil. Sabret, doğrusunu Allah daha iyi bilir.

Aslanlar gibi avını kendin avla. Yabancının yaltaklan-masını da terk et, akrabanın yaltaklanmasını da!

Aşağılık kişilerin hürmetini, hatır saymasını, o halden bil. Kimsesizlik, adam olmayan kişilerin işvesinden iyidir.

 
Hacer
Cumaniz mubarek olsun
 
Hacer
Bu dunya etme bulma dunyasi ne edersen onu bulursun kimseden beddua alma kardesim
 
Hacer
GORELIM MEVLAM NEYLER NEYLERSE GUZEL EYLER
 
İSİMSİZ
VAY BENİM KADİRİM YİNE LAFI KOYMUŞUN SÜPERSİN KANKS
 
(:::::::
KONUŞUN BAKALIM GGERİ ZEKALILAR O SUNTAFA KAFAYI YEMİŞ YA SİZ NEYDEN BAHSEDİYOSUN HIHHH
 
adsız..
Aşk kalpten Dost sırttan vurur . Kalbin belki iyileşir ama Sırtın hep kambur kalır...!!
 
meryem
ben dedem için 41 yasin istiyorum rica etsem radyoda duyururmusnz 40ana on gün var on içinde okuyabilrlerse lütfen..
 

<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
More Info

KENT FM İSTEK HATTI... YAZ VE HEMEN GÖNDER